0 532 242 52 21

ÇOCUĞUNUZU ve ONUN İHTİYAÇLARINI ANLAMANIN İPUÇLARI (2-8 YAŞ)

Anne ve babalar çok eski toplumlardan bu yana kendi doğrularıyla oluşturdukları çok çeşitli yöntemlerle çocuklarının üstün yararını gözetmişlerdir. İlk toplumlarda bu üstün yarar çocuğun temel ihtiyaçları doğrultusunda hayatta kalma olasılığını yükseltme amacı taşır. Ancak günümüz toplumunda çocukların temel ihtiyaçlarına ek olarak ihtiyaçları çeşitlenmiştir. Bunun bir sebebi çocuklar üzerine yapılan araştırmaların artmasıdır. Artık çocukların yalnızca barınma, beslenme, giyinme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasının çocuğun gelişimi için yetersiz olduğu bilgisine sahibiz.

Konya Pedagog Günlüğü yazı dizimize, 2-8 yaş aralığındaki çocuğunuzu anlamanın ipuçları yazımızla devam ediyoruz. Bu yazıda edineceğiniz bilgiler çocuğunuzla yaşayacağını birçok sorunda çok işinize yarayacaktır. Yine de aşamadığınız sorunlar söz konusu olursa bir klinik psikolog, pedagog ya da psikolojik danışmandan destek almaktan çekinmeyin.

Bebeklik dönemi (0-2 yaş) bağlanmanın gerçekleştiği, bebeğin dünyaya ilişkin ilk bilgilerinin oluştuğu önemli bir dönemdir. Bu dönemde temel ihtiyaçların hemen giderilmesi, fiziksel temas ihtiyacının karşılanması, ağlama ihtiyacının kabul edilmesi gibi birçok mühim konu vardır. Ebeveynler için zorlu bir süreç olan bu dönemden sonra bebek için erken çocukluk dönemi (2-8 yaş) başlar.

Erken çocukluk dönemi bebeklikten farklı olarak çocuğun kendisini, ailesini, dünyayı daha yakından incelemeye ve kavramaya başladığı bir dönemdir. Ayrıca çocuğun fiziksel ve bilişsel olarak gelişimi hızlanır, birçok yeni beceri edinir, sosyalleşir. Dolayısıyla bebekliğe nazaran ihtiyaçlar, istekler değişir. Ebeveynlere düşen görev ise çocuğu yakından izleyerek çocuğun ihtiyaçlarına, davranışlarına yönelik doğru tutumlar sergilemektir. Ebeveynlere bu dönemde doğru tutum ve davranışlara sahip olmaları yolunda destek olmak için erken çocukluk dönemine ilişkin birkaç konuya değineceğiz.

 

Erken Çocukluk Döneminde “Ağlama”

Ağlamak tüm insanlar için etkili bir stres boşaltma aracıdır. Bebekler, çocuklar ve yetişkinler kendilerini korku, kaygı, üzüntü, hayal kırıklığı gibi olumsuz duygulardan ağlama yoluyla arındırırlar. Ancak bu olumsuz duygular her gelişim döneminde farklı sonuçlarla ortaya çıkar. Bebeklik döneminde bebek ani bir ses sonucu korkup gerilebilir ve ağlayarak yatışır erken çocukluk döneminde bir çocuk ise tek ayak üstünde duramadığı, bağcıklarını bağlayamadığı için kendini yetersiz hissedip ağlayabilir.

Erken çocukluk dönemi çocuğun birçok deneyim yaşadığı, keşfettiği ve dikkatinin açık olduğu bir dönemdir. Çocuğun deneyimlerinde başarısızlıkla karşılaşması muhtemeldir. Ancak artık kendisini ayrı bir birey olarak tanımlayan çocuk için bu başarısızlıklar basit değil aksine acı vericidir. Örneğin bütün gün kumdan kule yapmaya çalışan ama her defasında yapamayan çocuğunuz gün sonunda uzun ağlamalar yaşayabilir.

Erken çocukluk döneminin belirgin özelliklerinden biri de meraktır. Çocuk için insanlar, hayvanlar, doğa, yaşam, ölüm gibi kavramlar karmaşıktır. Deneyimleri artan çocuğunuz bu kavramlarla karşılaştıkça sorular sormaya ve bu konuları kendi içlerinde anlamlandırmaya çalışır. Ancak tüm bu karmaşa çocuk için gerilime sebep olabilir ve ağlamalar başlayabilir.

Ebeveynler genellikle çocukların bakış açısı yerine kendi açılarından baktıkları için çocuğun uzun ağlamalarını anlayamayabilirler. Kabul edilemez olarak ya da şımarıklık olarak görüp öfkelenebilirler. Ancak stres, gerginlik gibi sebepler göz ardı edilmemelidir. Ebeveynler böyle durumlarda ağlamanın çocuklarını rahatlatacağını bilmelidirler. Çocuğunuzun yargılanmadan, kendisine kızılmadan ağlayabileceğini bilmesi önemlidir. Böyle durumlarda çocuğunuza “üzgün hissettiğini anlayabiliyorum” gibi bir cümle ile onu anlayabildiğinizi yansıtmanız mümkündür. Kucağınıza gelmek isterse ona nazikçe sarılabilir ve kollarınızda ağlamaya devam edebileceğini söyleyebilirsiniz. Çocuğunuzu yalnız bırakmamalısınız ve ona yakınlarda ve ilgili olduğunuzu göstermelisiniz. Ne kadar uzun süre olursa olsun çocuğunuz güven içinde duygularını boşaltıp gevşeyecektir.

 

Erken Çocukluk Döneminde “Korku ve Kaygı”

2-8 yaş arası çocuklarda korku ve kaygıyla sonuçlanabilecek birçok neden vardır. Kategorileştirecek olursak:

-Yetersiz bilgi sonucu oluşan korkular: Bu dönemdeki çocuklar için dünya kaotik bir yapıdadır, varsayımlarda bulunulamayan gizemli bir yerdir. Nedenini kavrayamadığı durumlar çocuklar için kaygı ve korkuya sebep olabilir.

-Bebeklikteki olumsuz deneyimler sonucu oluşan korkular: Bebeklik döneminde yaşanan olumsuz deneyimlerin negatif yüklerinden arınamamış bir çocuk için bebeklik dönemi korkuları hala geçerlidir.

-Kaygıya sebep olan deneyimler sonucu oluşan korkular: Çocuğun salıncaktan düşmesinin ardından parka gitmeye çekinmeye başlaması kaygıya sebep olan bir deneyimdir ve çocukta korku oluşur.

-Başkalarının korkularını özümseme sonucu oluşan korkular: Çocuklar çevrelerindeki insanların korkularını özümseyip aynı nedenden ötürü korku duyabilirler. Annesi sudan korkan bir çocuk deniz ve havuza gitmekten büyük endişe duyabilir.

-Sembollerle ilişkilendirilen korkular: Çocukların ifade edemediği, yetişkinlere aktaramadığı olumsuz olay veya düşüncelerin bir sembolle ilişkilendirilerek korku sebebinin şekil değiştirmesi durumudur. Örneğin yeni bir kardeşinin olmasının ardından derinde anne ve babasının sevgisini kaybetme korkusu yaşayan çocuk perdenin arkasında bir canavar olduğunu düşünüp korkabilir.

Çocuklarının korkusunu yenmesini isteyen ebeveynler için ilk ve en önemli adım çocuğun duygularını olduğu gibi kabul etmektir. Bu kabul çocuğa yansıtılmalıdır. Alaycı, küçümseyici cümleler engellenmelidir. Ardından çocuğun korkusu hakkındaki yanlış veya yetersiz bilgisi düzeltilmeli ve çocuk doğru, anlaşılır biçimde bilgilendirilmelidir. Çocuk güvenli bir ortam sağlandığında korkunun verdiği gerilimi boşaltmak için ağlamak isteyebilir. Çocuğa izin verilmelidir. Bir başka yöntem çocuğun korkusunu komik bir şekilde birlikte canlandırmak olabilir. Canlandırma esnasında çocuk korktuğu durumu yöneten bir konumda olacağı için kendisini daha güçlü hissedebilir.

 

Erken Çocukluk Döneminde “Oyun”

Çoğu yetişkin ve ebeveynler oyunu eğlence olarak algılar. Ancak oyun erken çocukluk döneminde öğrenmenin en temel yolu olduğu için çocuğun fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimi için çok önemlidir. Çocuk oyun esnasında yeni beceriler edinir ve edindiği becerileri hayatına entegre eder.

Çocuk için oyun oynamak öğrenme, keşif, deneyim kazanma yolu olduğu kadar acı veren hislerini, gerginliklerini canlandırarak yaşamanın ve rahatlamanın bir yoludur. Örneğin doktor randevusundan eve dönen bir çocuk saatlerce sıkılmadan doktorculuk oynayabilir ve bundan büyük keyif alır. Aslından burada çocuk doktor randevusunun hissettirdiği endişeyi oyun yoluyla tekrar deneyimler ve yeniden düzenler. Kontrolü elinde tutmuş olan çocuk, oyuncakların sembolik olarak bir olayı, duyguyu, bir kişiyi ifade etmesiyle oyunu şekillendirir. Anne babalar da çocuklarının bu oyunlarına eşlik edip güven ortamı oluşmasını destekleyebilirler.

Ebeveynler ve çocuklarının birlikte oyunlar oynaması, birlikte gülmeleri her iki tarafın da gerginliğini alıp gevşemesine neden olur. Birlikte oyunlar oynayıp, gülen ebeveyn ve çocuk arasında bağ kuvvetlenir. Oyun çocuğun yarattığı bir dünyadır ve biz ona misafir oluruz. Bu nedenle oyunda yönetimin çocuğa ait olması önemlidir. Çocuğun verdiği direktiflere uymalı ve oyunu onun şekillendirmesine izin verilmelidir. Bir objeyi kullanım alanı dışında, bir oyuncak olarak oynadığını görebilir ya da çocuğun oyun esnasında kelimeleri, kavramları karıştırdığını fark edebiliriz. Ancak çocuk eğer doğrusunun ne olduğunu sormuyorsa düzeltmeler yapmak çocuk için yetersizlik hissine sebep olabilir.

Çocuklarla oyun oynamak ciddi dikkat ve sabır ister. Yetişkinler için çok basit olan ve zaten öğrenmiş oldukları oyunlar, etkinlikler can sıkıcı gelebilir. Bu şekilde düşünceler içinde olan ebeveynler dikkatsiz ve sıkılmış bir vaziyette oyunu sürmemelidir. Çocuklar ruh hallerimizi anlarlar bu nedenle çocuğun oluşturduğu oyundan sıkılmış görünen bir anne baba çocuk için hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Böyle bir durumda çocukla oynanmasa bile çocuğun oyununa ilişkin destek verici cümleler kurulabilir, yorumları dinlenebilir, oyun sonrasında duyguları hakkında çocukla konuşulabilir.  Ebeveynin de keyif alacağı, dikkatini verebildiği etkinlikler seçilebilir. Örneğin boyama yapmak, oyun hamuruyla oynamak çocuk ve ebeveynin paylaşacağı nitelikli saatlere dönüşebilir.

 

Erken Çocukluk Döneminde “Çatışmalar”

Çocuk büyüdükçe ve bulunduğu alanlar arttıkça daha çok kural ve sınırla karşılaşır. Çocuklar sıklıkla ebeveynleri tarafından doğru bulunmayan -sıkıntı veren, tehlike içeren- olaylara sebep olur ve bu yönde davranışlar sergilerler. Bu durum “disiplin” kavramını gündeme getirir.

Çocuklar ebeveynlerinin kendilerine değil davranışlarına kızdıklarını kavrayamazlar ve bir bütün olarak kendilerinin yanlış olduğu düşüncesine varırlar. Bu nedenle disiplin denilince ilk akla gelen “ödül” ve “ceza” kavramları çocuk için kendisinin bütünüyle cezalandırılması veya ödüllendirilmesi anlamına gelir. Bu nedenle cezanın kısa sürede çözüme ulaştırdığı düşünülse de yapılan araştırmalara göre:

-Uzun dönemde bakıldığında çocuğun davranışı değişmez.

-Endişe ve gerginliğe sebep olur.

-Çocuğun özsaygısı azalır, cesareti kırılır.

-Ceza fiziksel şiddet içeriyorsa çocuk saldırganlaşır ve bir tepki olarak şiddeti öğrenir.

-Ebeveyn ve çocuk bağı zayıflar.

-Çocuk ceza ile yönlendirildiği için özdenetimde güçlük çeker.

Ödül kavramı cezadan bağımsız düşünülmemelidir. Çünkü çocuğa alıştırılmış olan ödüller verilmediğinde çocuk için bu bir ceza anlamına gelir.

Çocuklar karşılanmamış ihtiyaçlarından, yetersiz bilgilerinden ya da olumsuz deneyimlerin verdiği gerilimden ötürü hatalı veya kontrol edilemeyen davranışlarda bulunabilirler. Anne babalara düşen çocuğuna karşı iyi bir gözlemci olabilmeyi başarmaktır. Çocuğunu iyi gözlemleyen anne babaların, davranışların altında yatan sebeplere daha çabuk ulaşmaları muhtemeldir.

Hatalı ve kontrol edilemeyen davranışlardan doğan ebeveyn ve çocuk çatışmalarının yönetilebilmesi için şu adımlar izlenebilir:

-Çocukların en temel ihtiyaçlarından olan yakınlık ve ilgi ihtiyacı eksiksiz karşılanmalıdır.

-Çocukların ağlayarak gerilimlerini boşaltma ihtiyaçları gözetilmeli, dikkatleri dağıtılmadan düzenli olarak güven içinde ağlamalarına izin verilmelidir.

-Çocukların bulundukları ortamın güvenli olması ve onlar için ilgi çekici olması mühimdir.

-Çocuğun endişelenebileceği olaylarla karşılaşılmadan veya ortamlara girmeden önce çocuğun eksik bilgileri tamamlanmalıdır. Olay veya ortamın provası yapılabilir.

-Çocuklara emir yöneltmek yerine en az iki seçenekten oluşan seçimler sunularak çocuğun, kontrolün tamamen ebeveynde olduğu hissine karşı vereceği tepki ortadan kaldırılabilir.

 

Erken Çocukluk Döneminde “Sosyal İlişkiler”

Çocuklar bebeklikte ve erken çocukluk dönemlerinde başkalarının ruh hallerini sezebilirler. Ancak başkalarının bakış açısının farklı olduğunu kavramaları zaman alır bu nedenle sosyal ilişkilerde çocuk başlangıçta yalnızca kendi düşünceleri ve duygularıyla hareket eder. Bu da anlaşmazlıklara yol açabilir.

Çocukların sosyal ilişkilerde farklı bakış açılarını kavrayabilmeleri için duyguları yansıtmak, başkalarının ihtiyaçları hakkında açıklamalar yapmak önemlidir. Örneğin çocuğunuz ve arkadaşı aynı anda aynı oyuncakla oynama isteği sebebiyle çatışma yaşayabilirler. Burada asıl sorun çocukların paylaşma ve sırayla oynama gibi kavramlarla henüz tanışmamalarıdır. Yetişkin olarak çocuklara durum net ve anlaşılır biçimde anlatılmalıdır. “Şu an ikiniz de bu treni sürmek istiyorsunuz.” “Arkadaşına trenle oynamayı bitirdiğinde haber verebilir misin?” gibi cümleler çocuklar için anlaşılır ve kabul edilebilir versiyonlar halinde çeşitlendirilip kullanılabilir.

Sevgi ve güven ortamında yetişen ve kendisine saygı duyulduğunu bilen çocuklar işbirliğine daha açıklardır. Sosyal ilişkiler kurma becerileri daha iyi olan bu çocuklar anlaşmalara uyabilir ve açıklanan durumları daha iyi kavrayıp daha ılımlı yaklaşırlar.

Çocuklarını cinsel istismara karşı korumak isteyen ebeveynlerin yapabileceği en iyi şey çocuklarına güvenli ve sevgi dolu bir ortam sunmak ve özgüven kazandırmaktır. Çocuklar saygı gördüklerinde, ödül ceza sistemlerine maruz bırakılmadıklarında, kendisine seçenekler sunularak olaylarda kontrol becerisinin olduğu düşüncesine sahip olduklarında özgüven kazanırlar. Özgüven kazanmış bir çocuk yanlış bulduğu bir duruma “hayır” diyebilir. Anne babasına karşı güven hisseden çocukların yaşadıkları olumlu ve olumsuz deneyimleri paylaşma ihtimalleri yüksektir.

Çocuklara insanlar ve çevre hakkında salt iyi olduklarına dair bilgi vermek yanlıştır. İnsanların kötü olabileceği bilgisi çocukta doğru bir anlatımla çocuk korkutulmadan oluşturulmalıdır. Çocuklara bedenleri hakkında, yetişkinlerin doğru ve yanlış davranışları hakkında bilgi verilmelidir.

 

Erken Çocukluk Döneminde “Beslenme”

Birçok ebeveyn çocuklarının beslenme alışkanlıkları konusunda şikayetçidir. Oysa insan, doğası gereği ne zaman acıktığını bilir. Vücudumuz ise hangi besine ihtiyaç duyuyorsa bunun sinyallerini vermektedir. Yapılan araştırmalar bebeklerin besin tercihlerine güvenildiğinde dengeli ve sağlıklarına uygun beslendikleri sonucuna varmıştır. Bu nedenle her zaman yararlı besinlere erişebilen çocuğun kendisi için en iyi seçimi yapacağına güvenilmelidir.

Çocuklar ebeveynlerinin istekleri dışında tek çeşit besin isteyebilir ya da günde bir öğün veya birçok öğün yemek yemek isteyebilirler. Çocuklar yetişkinlere nazaran vücutlarıyla daha iyi bir uyum içerisindedirler. Bu nedenle evinize sağlıklı besinler aldığınız sürece çocuğunuzun doğru zamanda doğru miktarda doğru besinleri tercih edeceğinden emin olabilirsiniz.

Bir besine karşı tiksinme geliştiren ve o besini tercih etmeyen çocuğa hile, kandırma, zorlama yollarıyla yedirmeye çalışarak o besini çocuğa sevdireceğimizi düşünmek doğru değildir. Çocukları beslenme konusunda zorlamak yalnızca bir çatışmaya sebep olur. Çocuğa fikrini sormak, seçenekler sunmak ve verdiği karara saygı duymak çok daha yararlı olacaktır.

 Fatih UĞUR
Klinik Psikolog
Konya, 2020

No comments yet.

Leave a comment

Your email address will not be published.