0 532 242 52 21

EMDR – KAYGI BOZUKLUĞU

Kaygı Bozukluğu - Panik Atak - EMDR

İnsanoğlu doğumundan itibaren yaşamını sürdürmeye çalışır, bunun için tüm tehlikelerden kaçınma ve tehlikelere karşı önlemler alma eğilimindedir çoğu zaman. Tehlikelerden korkar ve bu durumlar için kaygılanırız. Kaygının  gerektiğinden az olması tehditleri gözden kaçırmaya neden olurken tehlikelere karşı önlem almayı engeller. Gerektiğinden fazla olması ise bir takım bozukluklara sebep olur. Kaygı bozukluğu ve panik bozukluk, diğer psikolojik sorun alanlarına göre en sıklıkla karşılaşılan ve psikolog, psikolojik danışman, EMDR danışmanı, psikiyatrist arayışına girilen sorun alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.  

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından hazırlanan tanı ölçütlerine göre sıralama yapılan DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı )’te kaygı bozuklukları; özgül fobiler, sosyal kaygı bozukluğu, panik bozukluk, agorofobi ve yaygın kaygı bozukluğu olarak alt alanlara ayrılmıştır.

 

Özgül Fobiler

Uçma, fare ya da kan gibi belirli bir nesne ya da durumdan kaynaklanan aşırı korkudur. Birey korku duyulan durum ya da nesneden sürekli kaçınma halindedir. Ancak sürekli kaygı halinde değildir sadece nesne ya da durumla karşılaşınca kaygılanır. Fobiler de hayvan fobisi (köpek, yılan, böcek…), doğal çevre (yüksek yerler, fırtına, su, şimşek …), durumsal ( tünel, köprü, asansör, kapalı alan…) gibi kaynağına göre gruplara ayrılır. Fobiler genellikle çocukluk döneminde yaşanılan bir travmayla başlar. 

 

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Sosyal ortamlarda başkalarının gözünün kendi üzerinde olabileceği durumlarda ya da sadece tanıdık olmayan insanlarla karşılaşıldığında yaşanan mantıklı olmayan ısrarlı bir korkudur. Bu kişiler değerlendirilebilecekleri ortamlardan kaçınmaya çalışır ve kaygı belirtileri göstererek utangaç bir tutum sergilerler. Sunum yapmak , bir topluluğa hitap etmek, yeni insanlarla tanışmak bu bireylerin korkulu rüyalarındandır. Kişiler yüzlerinin kızarmasından, ellerinin titremesinden endişelenirler ve bu endişeleri bu hataları yapmalarına olanak tanır yani korkulan durum kendini gerçekleştiren kehanet halini alır.

 

Panik Bozukluk

Belirli bir durumla ilişkili olmayan sık yaşanan panik ataklar ve bu panik atakların tekrar geçirileceği endişesiyle karakterize bir bozukluktur. Panik atak ani şiddetli bir endişe , dehşetli bir şey olacağı hissi ile mide bulanması, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, boğulma hissi, sersemlik, bayılıyormuş gibi hissetme, ürperme, terleme , karıncalanma gibi fiziksel belirtilere eşlik eden depersonalizasyon yani kişinin bedenine ve derealizasyon yani kişinin dünyaya yabancılaşmasını da içine alan kontrolünü kaybetme, delirme ve hatta ölme korkusudur. Genellikle ergenlik döneminde başlar.

 

Yaygın Kaygı Bozukluğu

Sürekli endişe duyma halidir. Endişe ise problemi sürekli düşünmeye ve onu zihninden atamamaya yönelik bilişsel bir eğilimdir. Probleme çözüm bulunamadıkça endişe hali devam eder ve kontrol edilemez bir boyuta ulaşır. Yaygın kaygı bozukluğuna sahip kişiler odaklanma güçlüğü yaşar ve kolay yorulma,  kolay sinirlenme, huzursuzluk,  kaslarda gerginlik gibi fiziksel belirtiler de gösterirler.

 

Agorofobi

Kaygı belirtilerinin oluştuğu anda kaçmanın, yardım almanın güç ya da utandırıcı olacağı durumlarda yaşanan kaygıdır. Kişi bu durumlardan kaçınmaya ya da kendisine eşlik eden birine gereksinim duyar. Avm’ler ibadet yerleri, festival alanları, uçaklar, köprüler  kaçmanın mümkün olmadığı yerler arasındadır. Agorofobisi olan kişiler evden çıkamaz ya da çıktığında fazlasıyla rahatsız hissederler, endişelenir, korkar.

 

Kaygı Bozukluklarında Cinsiyet Faktörü ve Sosyokültürel Faktörler

Çeşitli araştırmalar kadınların kaygı bozukluklarında tanı alma oranının erkeklerinkinden daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu durumun farklı sebepleri olabilmektedir; kadınların daha fazla olumsuz yaşam olayları karşılaşması taciz gibi ya da erkeklerin olaylar üzerinde kişisel kontrollerinin daha fazla olduğuna dair bir inanç ve öngörüyle yetiştirilmesi bu sebeplerden birkaçıdır.

Kültür bireyin neyden korkup neye kaygılanacağı konusunda önemli bir etkiye sahiptir. Kırsal bir yerde yaşayan birey ormanda yalnız kalmaktan korkmazken şehirde yaşayan birey bu durumdan korkabilir. Kültürü  önemli oranda etkileyen ekonomide bireyin kaygılanmasına sebep olabilir. Yoksul ve açlık sınırında olan bir ülkenin vatandaşı olmak insanı geleceğe dair kaygılandırır.

 

Kaygı Bozukluklarını Oluşturan Etmenler Neler?

Korku koşullaması  özelliklede fobilerde oldukça etkili bir sebeptir fobinin oluşumunda. Kişi fobik nesneye koşullanır  yani öğrenir o nesnenin zarar vereceğini. Sonrasında da o nesneyi hatırlatıcı etmenle karşılaştığında korkar kaçınma davranışı sergiler.

İkiz çalışmaları genetik faktörlerinde etkili olduğunu söylemektedir. Üstelik fobisi olan bir ebeveynin çocuğunu sadece fobisi değil diğer kaygı bozukluklarından herhangi bir tanı alma ihtimali de yüksektir.

Kaygı bozukluklarına yol açan bir diğer önemli etmen bilişsel faktörlerdir , bunlar;

Gelecek Hakkında Sürekli Olumsuz Düşünme : Kötü Şeylerin olacağına inanırlar. Örneğin panik bozukluğu olanlar kalpleri biraz hızlı çarptığında öleceklerine inanırlar.

Algılanan Kontrol :  Çevre üzerinde kontrol sağlanılamayacağını düşünen genellikle geçmiş yaşamda travmatik bir durumla(taciz,  doğal afet, kayıplar…) karşılaşanlar bu yönde bilişsel yargılara sahiptir.

Tehdit Algılama :  Kaygı bozukluğu olan kişiler olamayanlara oranla ortamdaki veya bedenindeki olumsuz ipuçlarına daha fazla dikkat etme eğilimindedirler. Bu da onları yanlış tehlike sinyallerine tepki vermelerine bu durumdan kaygı duymalarına sebebiyet verir.

 

Travma ve Kaygılar

Pek çok kez değinmiş olduğum kaygıların altında yatan önemli bir etmendir travmalar. Travmalardan etkilenme durumuna ve öğrenilen şeylere göre bireylerde travma sonrası stres ve kaygı yaşanır tekrar o travmayla karşılaşacağına , aynı durumu tekrar yaşayacağına dair.Ve sonucunda Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) dediğmiz bozukluk oluşur.

Bu tanının konulabilmesi için bireyin olayı ‘yeniden deneyimliyormuş’ gibi hissetmesi ; tecavüze uğramışın kurbanın birisi ona dokunduğunda o olaya dönmesi ve o andaki korku, acı gibi duyguların tekrarlanması, olaya ilişkin tekrarlayıcı kabuslar görmesi, olayı anımsatan durumlardan ciddi oranda rahatsızlık duyması veya belirgin düzeyde fizyolojik tepkiler vermesi gerekir. Tanı için bir diğer etmen ise ‘olayla ilgili uyaranlardan kaçınma’ davranışı sergilemesi gerekmektedir. Olayı düşünmeden kaçınma, olayın yaşandığı yerden kaçınma, olayın yaşandığı zaman diliminden kaçınma gibi davranışlar. Bir diğer etmen ‘duygudurum ve bilişsel değişimler’. Bunlar arasında olayın bazı yönlerini hatırlayamama, ısrarcı olumsuz bilişler, olaya dair kendini ve başkalarını suçlama gösterilebilir.

TSSB tanısı alan bir çok insan olay esnasında duygusal küntlük yaşadığını ve bir şey hissetmediğini söylemektedir. Kendini suçlamalarda bu noktada başlamaktadır.Ve tanı için gereken son etmen ‘uyarılmışlık ve tepkisellik belirtileri’.Bu belirtiler arasında sinirlilik hali veya saldırgan davranışlar, uykuya dalmada veya uyanık kalmada güçlükler,  konsantrasyon sorunu, aşırı tetikte olma veya kolay ürkme gibi belirtiler yer alır.

Travma öncelikleri yeniden sıralayarak zorlukların üstesinden gelinebilmesini, kişilerin kendi potansiyellerini anlayabilmelerini ve yaşamlarını daha anlamlı hale getirebilmelerini sağlayarak bireye farkındalık kazandırır. Bu nedenle bazı insanlar travma sonrasında olumlu değişmeler  gösterebilirler.

 

TSSB Terapisi ve EMDR                                                                

Adaptif  Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozulur beyin olaya ilişkin yeni bilgileri kayıt atına almaz ve bu durumu anlamlandırabilmeye yönelik işlevselliğini yitirir.

Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar.

Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür. EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

 

Fatih UĞUR
Psikolojik Danışman – Aile Danışmanı – EMDR Danışmanı
Konya 2018

No comments yet.

Leave a comment

Your email address will not be published.